28 Ağustos 2017 Pazartesi



Büyümek mi, Olgunlaşmak mı, Sona Yaklaşmak mı?


Heyecanım yok, coşkum yok, sevme ya da sevmeme halim yok! Anlam nerede kaldı, bir yerlere mi saklandı yoksa zaten yok muydu bilmiyorum. Bu kadar fuzuli gördüğüm, hissettiğim, yaşadığım bir zaman hiç olmamıştı. Tahammül gücüm yerle yeksan. Her şey çürümüş, sıradan, çok sesli ve saçma... Daha önceleri hayata, yaşama, insanlara, nereden güç alıp bağlanıyordum, nasıl böyle rengarenk çiçekleniyordum bilmiyorum. 

Yalnız hissediyorum, herkesten ve her şeyden feragat etmiş bir yalnızlık. Kapkaranlık bedenim. Doğumumdan bile bir haber, annem yok, babam yok, ablam yok, kardeşim, arkadaşım, dostum yok.

Sevdiğim şeyleri sevmez oldum, sevmediklerimi ise hatırlamıyorum bile. Yaşım almış başını gitmiş en az 150! Bazen ufak tefek çarpıntısı oluyor kalbimin sonra hemen duruyor ben de gülüp geçiyorum. 

İnsanlar fazla mı konuşmaya başladı yoksa çok konuşan ben mi sustum iyiden iyiye bilmiyorum.
Etrafımda kimseyi istemiyorum, meraklısı da yok zaten. Her gemi kendi yolcusunu almış bata çıka gidiyor rotasında. Ben hiç kazanmadığım maçların tarihe geçecek en büyük skorlarını karşı tarafa hediye ettim bundan böyle yokum, yokum, yok! 

Nefesime şükür evet, çatıma şükür evet, sağlığıma şükür evet bunlar yettiği kadar yetecek zaten. Sıkıldım ben, oynamak istemiyorum. İnançlarımı kaybettim, sevgimi kaybettim, aşkımı, yetimliğimi kaybettim. Çırılçıplak ve soğuk hücrelerimle gittiğim yeri bile ısıtamıyorum artık. 

Sevimsiz, huysuz, isteksiz ve anlamsızım.

Kaybettim, değerlendiremedim, kullanamadım hakkımı.

Çok değil bundan daha 3 sene öncesine kadar "hayatta hata yapmamış olmanın" ciddi bir övünç kaynağı olduğu palavrasına büyüteç tuttum ve nihayet gördüm ki keşkelerim de, hatalarım da , yanlışlarım da tahminimden çooooook daha fazla. Kısacası artık bedelsiz değil bedelli takılıyor hayat yakama.

Dedim ya sevimsizim ama ne tuhaftır ki aşksız değilim. Bildiğimiz bir aşk değil bu başka başka bir AŞK benim bilmediğim ama içinde öylece duru verdiğim.
Büyüdüğüm,
Olgunlaştığım,
Sona Yaklaştığım...

aslita 28.08.17/02.18

5 Nisan 2012 Perşembe

HAYAT GÜZELDİR

BODRUM'da başladı hayat yeniden
ama tek fark bu sefer bir begonvil kadar güçlü ve hassas...
Kırılmalar yok mu tabii ki var ama budanmalar da var.
Var ki susa susa dalgalanan,
renkleri ile ellerimizden gümüş çocukluğumuzun aktığı.
Bir sana göz bir bana söz! 
geri de kalmış adımlar ötesi sessizliğinde 
adını koydum kusursuz gecelerin birine

Hayat güzel işte, içinde olduğunu bilirsen eğer.

aslita 05.04.2012

17 Aralık 2010 Cuma

ifadedir sevgi...

önce birşeyler duymak ardından, duyduklarından birşeylerin göğnüne düşmesi ve göğnüne düşen her ne ise onu bir an önce bilmek, yaşamak, görmek ve hatta ilk ağız olan ağzından yeniden yeniden duymak isteği.

Böylesine güzeldi duyduklarım, böylesine kendine ait bir zaman dilimi... Şu anda oturduğum yerden bildiğim ama tam olarak kestiremediğim evet çok da net kestirmek istemediğim bir zaman dilimi.

Bir adamdan, bir adamı (üstelik benim için çok önemli bir sıfat olan AMCA sıfatı olan bir adamı)duyduğumda hoşuma gitti duyduklarım...   

Ben ki Suna Tanaltay'la, ben ki Leo Buscaglia ile kuşatılmış çocukluğumdan geçen birilerini arıyordum sanırım; yüreği saf sevgiden geçen ve geçtikçe inancını kaybetmeden yürüyen birini...
Genel olarak ben de dahil, kuşatıldıkça ve kaybettikçe inancımı, içinde beni kasıp kavuran sevgiden şüphelendiğim yenik zamanların kız çocuğu ve kadını olmuştuk elele yürüyen.

Ama birgün,
Bir adamı duydum...
sesinde hiç duymadığım notalardan bir sevgi senfonisi
Ama birgün,
Bir adamı dinledim...
asla yılmadan ve yıpratmadan yaşadığı sevgi dünyasının bahçelerinde derdi sadece çoğalmak, çoğalmak, yaşatmak ve inanmak olan.

Ama birgün,
içimden sustuğumda, ya da ufak tefek telefon konuşmalarımızda 
hayatta inandıkların için hiç susma ve seviyorsan eğer -ki neyi sevdiğin önemli değil- hiç bırakma dedi. Satır aralarında da dedi, ben duydum!

Çünkü;
kendisi
hiç bırakmamış,
hiç aksini düşünmemiş,
hiç yılmamış,
hiç vazgeçmemiş,
hiç umudunu yitirmemiş,
hiç yalnız kalmamış
hiç kör kuyularda hissetmemiş,
hiç savaşmamış,
hiç kaybetmemiş,
hiç olduğu yerde ve durumda olmak istememiş gibiydi.

Ben o adama inandım, yolumun yarısından biraz daha fazlasını katettiğimi düşündüğüm gün inandım hem de.

Çünkü;
ben
çok bildiğimi sandığım herşeyin en kutsalında,
yukarıdan aşağıdakiler için görevlendirilmiş olduğunu bildiğim o adam sayesinde,
yeniden ve yeniden sevginin, tam da dünya üzerinde kaybedildiğini ve kaybettiğimi düşündüğüm noktada durduğunu
ve bana gülümseyen gözlerle bakıp* -aynı sizin gibi-

"sen zaten benden hiç gitmemiştin ki hep yanı başımdaydın" dediği gün
ben,
o
aklı bir,
yüreği bir,
sevgisi bir adama,
amcama inandım...

Sizi tanıyıp, görenlerin, bilenlerin, anlayan ve yaşayabilenlerin de sizin üzerinizden gönüllerine sağlık. Dünyaya sağlık, sevgiye ve emeğe sağlık!

Sevgiyle,
aslita

*aslı'nın hiç görmediği ama görmesine gerek olmadan yaşadığı ve hissettiğidir.

M. Besim Doğmuşöz'e tarafımdan ithaf olunmuştur.

aslıeveri 17 Aralık 2010 22:49


30 Kasım 2010 Salı

Bu aralar susmak zamanı... Bu aralar bir zamanlar çok sevdiklerinin belki de bıraktığını sandığın ama terkedildiğin aslı'nın ardından el sallama zamanı....

Vakit garip ve
aşksız.

Bu kör karanlık denizlerin son çağrılı sancısı gibi, biraz sana bulanık safran sarısı yüzdüğümüz gökyüzü. 

Birbirimizden çaldığımız zamanların siyahı düşmüş şimdi bir çift güzel göze,
üç beş tutam kahve çekirdeğinin peşi sıra takılı kalmışım başka başka adamlarda bıraktığım aynılık kendime inat!

Şimdi pek de kalabalık birileri
gittiğini,
geldiğini,
yeniden gittiğini,
yendien geldiğini düşlerken,


Senle ben, hiç bitmeyecek zamanda yeniden yenilerle yenilendiğimizi sansakta
aslında biz asla tamamlanmayacak olan zamanlarımızın çıplaklığıyız.

aeveri 30.11.2010 21:54

5 Ekim 2010 Salı

Selam Olsun!

öylece içimden geldiği gibi anın içinde derine gitmeden ya da ileriye bir çapa atmadan yaşadığım ne varsa ama sadece şu anda...

Sorgular, düşünceler, davranış kalıpları, inançlar olmadan ve pek tabii ki bunları belleyen korkular olmadan olduğum yerde açıyorum işte, mis gibi bir koku üzerimde aslıma veriyorum ellerimi.

Hep koşullanmışız, hep şartlanmışız biz, bize neler etmişiz? Özellikle korunuyoruz sandığımız taraflar tarafından aldanmışız. Hep tecavüz etmişler ama ettirmişiz, hiç hayır diyememişiz çünkü korkmuşuz "BEN" demekten... Sindirilmişiz, yoksun bırakılmışız cebimize koyulan yalanlar ve geleceğin parlak ışıkları arasında. Şimdi, öyle bir gökyüzünde yaşıyor ki insan neden diye sormayı bile aklına getiremiyorsun. Korktuklarımız değil mi şekillenişlerimiz? Yalnızlıktan korkmak değil mi istemediğimiz kılıfların içinde yapmacık maskelerle dolaştırılmaya zorlanan. İstemediğimiz eşyalar belki kılık kıyafetler, evlilikler, evler, hiç sevmeden yenen yemekler, kim ne der diye ya da desinler diye yapılanlar. Durmuyoruz, "yeter ulan bir mola" diye bağırmıyoruz hiçbirimiz? Başkaları ile ilgilendiğimiz(!) kadar içimize inip bakmıyoruz, kaç kere sorduk kendi kendimize "sen iyi misin, senin için ne yapabilirim" diye? Çok mu önemsiziz çok mu unuttuk doğduğumuzda içimize konan ışığı, ne kadar zamandır duymuyoruz özdeki sesimizi ve neden hep dışardayız?


Çünkü dışarısı kolay olan, çünkü dışarısı yalan olan, çünkü dışarısı en rahat saklanabildiğin yetmez kendini yüzde yüz olarak kandırabildiğin tek alan...Varsayımlar üzerinden oyun oynamak, işi şansa bırakıp sonrasında dövünmek ya da sahte mutluluk anının kralı ya da kraliçesi olmak kolay.

Sıkıyorsa zor olanda, zor alanda buluşalım, sıkıyorsa alışkanlıklarımızın yönünü içimizden gelen seslere çevirelim, bakalım o zaman neler çıkacak karşımıza? Kapıyı açıp "gir içeri" diyebilecek miyiz yoksa "aaa sen de kimsin hiç hatırlamıyorum seni" deyip bir çocuğun ilk kez sevdiği birini kaybettiği ilk an şokuna dokundurmadan kedi pisliğini örter tutumunda mı kalacağız?

Bunları düşünmek lazım, bunları sorgulamak lazım... Derinlerdeki sıfatsızlığımıza selam edip kendimizi etiketsiz sevmek lazım ki dünya nefesimiz olsun ve biz yeryüzüne hiç inmeyelim.


İçimdekilere selam olsun!

aslita 05.10.2010




29 Haziran 2010 Salı

"koparılan çiçekler"in büyük şan anlaşmaları




düşündüğüm şudur; kimsenin ama hiç kimsenin hatta kendinin bile asla büyük büyük (!) sözlerine inanmayacaksın. Hele ki hayatını, zevklerini, yönünü, isteklerini bu sözlere göre kurgulamayacaksın!


Söz konusu kurgu bana ait değil sadece gördüğüm, ara sıra bu ince çizginin bahçelerinde gezindiğim sınırlardır. Biliyorum ki kimse kimseyi en az biri ve en fazla biri kadar sevemez!!!


Gün olunca, geriye dönüp baktığında sadece içinde renklendiğin çiçekleri sev, sadece kendi içindeki çiçekleri... Yaratılan çiçekleri seversen eğer, son zamanlarda çok sevdiğim şarkı "Koparılan Çiçekler" gibi bahçenin şanı kalmayacağı için bahçenin var olduğuna bile şüphe ile bakar hale gelirsin.

Hayatta herkesi dürüst olamaya çağıyorum ama en çok kendimize dürüst olalım ki; bahçemizden kimse çiçeklerimizi koparmasın!
Hangi renkte, hangi kokuda, hangi aşkta çiçek doğurmak istiyorsak rahmimize
yani toprağa onu ekelim.



Gördüğümdür ASTRATE
aslita
6/29/2010

11 Mayıs 2010 Salı

o çocuk...

Devrilen devinimler içinde bir çocuk doğurdum, gözleri mavi.
Yaktı geçti, yıktı geçti...
Kırmızısı olayım isterdim...onu alıp gitmek isterdim...
Doğurmadığım çocuk gibi baktı bana, yanağımda ilk parmak izleri.
Gözleri ile sevdi beni, sanki daha önce hiç sevilmemişim gibi.

aeveri 11.05.2010 

8 Mayıs 2010 'da Kapalıçarşı' da gördüğümdür.

20 Nisan 2010 Salı

geçenler alim olsa aklımı başımdan alırdı.

kırmızı şarap nehrinde ve
dostlar sofrasında hatırlanan,
 AŞK...

Bitmek bilmeyen sorgular ve sararan sonbahar yaprakları.
İçimden geçen sessizliğin adı sanı yok.

Bakmadan ama temkinli
Yaşamış insanlar
ve ölmüş uygarlıklar!
Aklımı bırakmıyorum artık duygularımdan.
Özlemi es geçiyorum kanayan dizlerimin
üzerine bastırdığım tuzdan.

lakin aklımdan geçenler alim olsa
beni senden alırdı...

geçirmiyorum bu sebeple,
kalasın diye.

aeveri 23.11.2009

26 Kasım 2009 Perşembe

adını koyamıyorum "içimden geçenler" diyelim...



her şeyin terk edilmişlikten kaynaklandığını görebiliyorum artık. Yaşadıklarının hiçbir önemi yok aslında. Önemli olan neleri biriktirdiğin! Mesela kulağımda öyle tınılar var ki terk ettiklerime götürüyor beni nota nota. Aşk için dua izlerinde olamayacak kadar geçkin yürek. Ama ahlak, ahlaksızlıkla ikiye bölündüğünde kimden yana olduğumu bilmiyorum. Birinden yana mı olmak lazım onu da bilmiyorum.

Sen böyle kendince git, ben nasıl olsa peşinden gelmem. Ama, "ah bir gün gelirsem" korkuları aklımı yerinden oynatmıyor değil hani. Oysa ne korkusu bu ortada bu kadar kaybetmişlik ve ısrarla yeniden bulmuşluk varken.

Gecedeyiz, geceleri severim... 
Sihirli bir halı istiyorum gecede... Gitmek istediğim o kadar yer, o kadar insan, o kadar koyun var ki... alayınızı seviyorum ,

aeveri 26.11.2009

21 Kasım 2009 Cumartesi

yeni...

yeni bir haftasonu... bilinmeyenlerin denklemleri yeniden bilinenlerle çözülecek...en azından sen çözdüğünü, ben yaşadığımı düşüneceğim. Aklıma düşeceksin bir sevişme aralığında, yine seni görecek gözlerim... aklımda, tenimde kalan kokun, içimde senden aşina yalanlar... akıllı mısın? hayır... ben senden akıllı mıyım? hayır ... Dünya akıllı mı? hayır... lakin göz görebildiği,
yürek hissebildiği,
akıl işleyebildiği kadar zekidir.

Tüm yenileri hayatıma kattığı yaşamın renklerinde
 ... sevgiyle
gözlerime düş,
bir sevişme aralığında!

adın, 
mıh gibi aydınlanıyor nasıl olsa, 
telaffuza gerek yok gecenin karanlığında.

Hala seviyorum seni... 

yakınımda ama bir o kadar uzağımda  
aklın kadar kal!
bak işte bu çok YENİ...

Hala sevmiyorum seni...

uzağımda ama bir o kadar yakınımda
gönlün kadar kal.
bak işte bu çok ESKİ...

aeveri 20.11.2009

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bekliyorum!

hiç bitmeyecekmiş,
hiç gelmeyecekmiş gibi...

ilk defa konuşacak
ve bir daha hiç susmayacakmış gibi...

derin bir çığlığın soluksuzluğunda
gözlerimden fırlayan bir baş ağrısı gibi...

yanımdan hiç ayrılmayacakmış
ya da hiç ölmeyecekmişiz gibi...

Köşebaşından fırlayacak,
olduğum yerde arkandan baka kalacak
ama kim olduğunu
hatırlayamayacakmışım gibi...

Başımın üzerinden
düşecek gibi kaldırımlara...

elimde bir palet,
bir fırça
her an yürüdüğün
kaldırımları boyayacakmışım gibi...

Bir an,
gizlice
bilmediğin bir mekanda,
usulca BEKLİYORMUŞUM gibi...

sanki
daha önce hiç beklememişim gibi...

aeveri 18.11.2009

16 Kasım 2009 Pazartesi

TUTUKLU

içimden geçme,
ve gözlerini üzerimden çek!

gittiğim yerlere gelme,
yatağımın içinde dolaşma...

beni benimle bırak.
düşüncemde olma,
geceliğimin yakasından başını uzatıp uzatıp
öpme dudaklarımı.

yılan gibi yatma yatağımın ortasında,
cehenneme çevirme beni.
aklımı bırak, kirpiklerimden düşme sabahları yastığıma.

Rahat bırak BENİ.
rahat bırak!

Zoru bilseydim,
seninle kalırdım.
SENSİZ tutuklu DEĞİL!

Hiç değilse BİLMEZDİM
cehennem kapısının cennet kapısından
daha yasaklı olduğunu...
kirpiklerimden diyorum düşme yastığıma,
çünkü ben hala seninle uyuyorum...

aeveri 16.11.200

3-1/3-Y 'ye ithaf olunmuştur.

13 Kasım 2009 Cuma

İHTİYAÇ LİSTESİ

bir şaire...

bir ressama...

bir fotoğrafçıya...

bir balıkçıya...

bir martıya...

bir denize...

bir yönetmene...

bir okuyucuya...

bir masala...

bir muma...

bir müzisyene...

bir yazara...

bir kameramana...

bir dinleyiciye...

bir uçurtmaya...

bir şarkıya...

bir masaya...

bir yastığa...

bir deftere...

bir kaleme...

bir adama...

bir aşka...

bir kediye...

bir ormana...

bir itirafa...

bir sese...

bir dokunuşa...

bir yatağa...

bir omuza...

bir kadına...

ve en önemlisi

bir SİLGİYE...

İHTİYACIM VAR!

aeveri 13.11.2009

MAVİ MARTI

Zaman tüneli yolculukları yaşanır bazen üç beş kadeh arkası. İnatla oturduğun yerden kalkmak istemezsin bilirsin ki seni sen yapan herkes yanındadır o an. Babana bakar ve demezsin "neden gittin?" diye biliyorsundur ki gitmesi gerekmiştir ve gitmiştir ama gözleri senin yüreğinin içine bakıyordur aşkla. O çok sevdiğin adamı görürsün sanki aradan hiç o kadar zaman geçmemiş, başka başka hayatlarınız olmamış gibi... Yanı başında, öylece ellerin ellerinin arasında ve demezsin "seninle bir ömür geçirmek istemiştim" diye yine biliyorsundur ki onu sevmiş olman, onun seni aynı şekilde sevmesini gerektirmez yoksa nasıl biz olurdunuz...

Öyle bir sabahtı, zaman tünelli yolculuklar yaşadım Cihangir'in üstünde kiraz kokan bir evde...

İki kıtayı birleştiren bir denizin ortasında mavi bir martıydım, canımda kar.

Birine sarıldım, birini kokladım, birini öptüm, birinin içine gömdüm kafamı ağladım, gözlerinin içine baktım "ne olur hatırla beni" diye. Şımardık; istedik ki bu son olsun, ayrılmayalım. Çok kalabalıktık ve bir o kadar yalnızdık.

Teselli edilecek bir tarafımız yoktu herkes o gece iki kıtayı birleştiren denizin ortasında mavi bir martı, herkes birbirinin kanadından tuttu... 
Nedenini biliyorduk, öylece uçtuk...

aeveri 09-10 Kasım 2009' a ithaf olunmustur.

5 Kasım 2009 Perşembe

aldanıyorsun

mutlu olduğunu sanıyorsun ve etrafına mutluluk sohbetleri, mutluluk oyunları işin en kötüsü mutluluk yalanları bırakıyorsun. Sanıyorsun ki ben seni bilmem, ben seni tanımam. Sanıyorsun ki benim haberim olmaz karanlıklarından, sanıyorsun ki sana öğretmek için sarf ettiğim çaba, göz açıp kapayana kadar bir başkasının gelişi ile yerini bulur. "emeği" ve "sabrı" her zaman olduğu gibi es geçiyorsun. Bugün dile, yarın al bir kadırmacadır. Dilersin ve alırsın ama "emeksiz" ve "sabırsız" değil.

Bir kadını sevmek, bir çok hayatı sevmektir, şöyle ifade edeyim pek çok kadını sevmek için yapılan gövde gösterileri hayatın içinde ne kadar çıplak ve yalnız olduğunla ilintili bir mastürbasyon halidir aslında.


Bak sana bir şey diyeceğim;

Kalabalıklarda el ayak ortadan daha çabuk çekilir ve geriye ne kalır biliyor musun siyah bir yatakta siyah bir yorgan ve siyah bir yastık... Yastığın yan tarafındaki çukur hiçbir zaman dolmaz sadece çoklu kadınlarının siluetlerini görebilirsin "mış ya da miş" halinde.

İşte tam da bu sebeple ALDANIYORSUN.

mutlu olduğunu sanıyor, etrafına mutluluk sohbetleri, mutluluk oyunları, işin en kötüsü mutluluk yalanları bırakıyorsun. SÖYLÜYORUM SANA ALDANIYORSUN. Önce yüreğine ulaş ve besle ki saflığın, dürüstlüğün ve gerçeğin yatağında bembeyaz uyu. Kristal düşlerin olsun.

aslita 05.11.2009

4 Kasım 2009 Çarşamba

yeter

oyun burada bitti. bu sabaha karşı içimdeki oyunun son perdesini kapattım ve bir daha asla aynı sahneye aynı oyunu oynamak için çıkmayacağım. Yeter!
Yazık, harcanan zamana, kostüme, dekora, sahne kirasına yazık!  
Repliklerin yerine oturmamasına ve kapanışta selamımızı beraber verememize yazık!

Oyun burada bitti Juliet Juliet'i öldürdü. Kimse küllerinden yeniden doğmayacak. Sahnede kan kırmızı bir yürek kalacak ta ki sen elini kalbine götürüp bir şeylerin yerinde olmadığını görene kadar.

Oyun diyorum bitti... Uğurlar ola.

aeveri 04.11.2009

2 Kasım 2009 Pazartesi

Gözbebeklerini Görebiliyor musun?

düşününce; en çılgın düşünün gerçekleşmeden ellerinden kayıp gitmesini isteyebiliyorsun bazen.Sen aklındakinden öteye geçip, geçemeyeceğini sadece yüreğinle sorgulayabiliyorsun ve yüreğin diyor ki "GEÇ"...
Geçiyorsun, bir bakmışsın ki istediğini sandığın ama aslında hiç istemediğin şeylerle dolu yaşamın çünkü istenince içine hiç bir özrün giremeyeceği bir dünyadan geliyoruz.

Kandırmacanın içinde,
ancak aynada yüzünü gördüğün zaman
anlayabiliyorsun
ama kafi gelmez!
gözlerinin içine
gözbebeklerine bakman gerekir
gözünü kırpmadan uzunca bir süre.
GÖREBİLİYOR MUSUN?

aeveri 02.11.2009

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Ben bu noktanın...

Gecelerin içinde bir yürek ürkekliğinde seni aramak ve sessiz kalışlarına ait, pek dolu geçirdiğin bu zaman aralıklarında yeni kitabımın adını çoktan verdim bile. İki yüzlü bir kedinin tırnaklarını çıkarmadan önceki son gülümsemelerindeyim. Çıplaklığım ile çıplaklığını örtmek istemiyorum. Bugün birçok eski ile karşılaştım. Mutlu olmuşsun, görünce sevindim. Geriye gittim, çok eskiye..."İyi ki" dedim "İyi ki..." bunca zaman sonra gerisini yazmayacağım ama içim biliyor gene de... Ardından devr-i alem başladı. Adıma ithaf edilmiş şarkılardan, başucumda çalınan saksafona, gittiğim yerlere gelen çiçeklerden, dolunay kuşatmalarına, dikenli güllere ve tabii ki söylendiği zaman söylendiğinin farkında olunmayan(!) yalanlara... Hala iyi niyetimden birşey kaybetmedim ama giderek daha da zeki bir kadın oldum. Sadece hala yüzleştirmiyorum kimseyi kimseyle. Bu gece zamana aşık bir kadın olarak oturdum bir kere daha düşündüm, hayatımdan çıkarmak istediğim birşey yaşadım mı 35 senelik yolda diye ne yalan söyleyeyim bulamadım. Her şey bıraktığım noktada bıraktığım kadar kıymetli sadece benimle beraber yürüdüklerini farketmiyorlar. Ben de söylenmemiş sözler, sevişilmemiş günler ve aklımı içinde bıraktığım geceler var. Tıpkı herkesin yüzünden ağlamak ve bunu genele yaymak kadar bana ait olan bir AŞK var.

İşte tam da bu sebeple" ben bu noktanın..."

Vakti dolup da ağladığımızda, gözlerime bakıp son sıcaklığında geçen zamanın,
"sen bu şarkısın benim için" demişti seneler önce biri.
Evet bu gece kendimi yeniden dinlediğim bir şarkı sözüyüm ben ve dinlemekten bıkmayacağım tek şarkı sözüyüm ben...

Şarkının sözleri şöyleydi: (Zülfü Livaneli'ye aittir, Yavuz Bingöl'den dinlenir benim için)

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak, gözlerine sığınmak bir akşam üstü

Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu, uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek
Sığınmak, ellerine sığınmak bir gece vakti

Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı, binbir soruyla
Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu

Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

.................................................................

aeveri 01:47/ 24 Ağustos 2009

2 Aralık 2008 Salı

%1 Şans Karşısında %100 Beklemek

Beklemek çok acı.

Neyi beklersen bekle, kimi beklersen bekle AMA sonunu bir daha görememek, koklayamamak, sarmalayamamak, koruyamamak olduğunu mıh gibi bildiğin beklemekten, ümitsiz, yorgun, kaygılı, beklemekten bahsediyorum.

"Ne olursa olsun benim başıma da bir mucize gelsin" diye duaların en güçlüsünü edip o mucizenin gerçekleşme ihtimalinin %1 olduğunu söyleyenler karşısında %100 verilen manevi mücadeleden, sadece dualarınla, anılarınla baş başa kalacağını bildiğin ve çocukluğundan beri en iyi temennilerinin olduğu evladının ümidini beklemekten...

Ölüm hakikaten düştüğü yeri yakıyor. Bunun anisi, beklenileni, iyisi, kötüsü yok!
Ama işte bir yerlerde ayrılıyor ölüm; evlatlarını kaybeden anne babalarda son derece derin bir çizgi ile ayrılıyor ve yangın düştüğü yerde bir gün sönmüyor, üzerine hangi suyu dökersen dök devam ediyor, her gün yeniden kavuruyor.

Şimdi bir hastanede %100 beyin ölümü gerçekleşen, gencecik bir evladın bekleyişi var. Büyük ihtimalle dünyanın bir çok hastanesinde aynı şekilde bekleyen başka başka evlatlar var.
Her zaman var, her gün var. Ani ölüm haberlerini her gün o ya da bu sebepten alan binlerce anne baba var. Çok acıtıcı, çok incitici, çok bilinmeyeni, bütün duyguların en çoku... Hiçbir kelimenin, hiçbir duygunun karşılığı olmayanı.

Düşünüyorum,
Ağlıyorum,
Dua ediyorum onlar için...
ama ne fayda sadece ben kadar kalıyorum.

Derin derin nefes alıyorum ümitsiz ümitlerin karşısında. Dayanabilme gücü diliyorum insanlara. Tüm anne babaları hayat karşısında gazi mertebesine koyuyorum. Ama bir gün dışardan bakanların beklemeleri bitiyor, geriye anılar, paylaştıklarınız kalıyor ama bir yerlerde birileri devam ediyor beklemeye. Ne olursa olsun %0 karşısında, %100 beklemeye.

Bir gün uyanacağım ve bunlar yaşanmamış olacak, şu kapıdan girecek diye %100 bekleyen dünya üzerindeki bütün anne babaların, HAYAT GAZİLERİNİN yüreklerindeki ümidin karşılığını verebilecek bir varlık olarak gelebildiğim bir sistemde olsaydım keşke ama olmuyor.

Hayat bu gelip, geçmiyor...

aeveri 02.12.2008

*Öncelikle sevgili ablama ithaf edilmiştir.







30 Kasım 2008 Pazar

Kendime İthaf olunmuştur 16/02/2006

Hokkabaz sevişmelerin iç gıcıklayıcı tutarsızlığında anlamını yitirmiş hüzünlü bakışların vardı. Sen manidar cümlelerin virgülleri duyarlılığında, susmuşluğumun ağır soluklu gecesiydin aslında. Yalnızlık ve yarım kalmışlığın izsel bir dönüşümünü sunduğun çığlık gecesinde, yüreğimin yangını için suladım bahçemdeki çiçekleri. Senden olmakla, "sen olmak" arasındaki farkı öğrendiğimde yelkovanla akrep olmayı anladım. Hep biraz geç ya da erken kalıyorduk birbirimize. İç susuşları, tehlikeli bir çığlığın yalnızlığı! Terk ediş ve sıradanlığın dansı vals kıvamında... Tangosuz kaldım, sahneme gel! Yangın ormanlarında açan bir çiçeğin son gülüşü ellerim.

ASLA ESKİSİ DEĞİL... (retRo)!
aeveri 30.11.2008