30 Kasım 2010 Salı

Bu aralar susmak zamanı... Bu aralar bir zamanlar çok sevdiklerinin belki de bıraktığını sandığın ama terkedildiğin aslı'nın ardından el sallama zamanı....

Vakit garip ve
aşksız.

Bu kör karanlık denizlerin son çağrılı sancısı gibi, biraz sana bulanık safran sarısı yüzdüğümüz gökyüzü. 

Birbirimizden çaldığımız zamanların siyahı düşmüş şimdi bir çift güzel göze,
üç beş tutam kahve çekirdeğinin peşi sıra takılı kalmışım başka başka adamlarda bıraktığım aynılık kendime inat!

Şimdi pek de kalabalık birileri
gittiğini,
geldiğini,
yeniden gittiğini,
yendien geldiğini düşlerken,


Senle ben, hiç bitmeyecek zamanda yeniden yenilerle yenilendiğimizi sansakta
aslında biz asla tamamlanmayacak olan zamanlarımızın çıplaklığıyız.

aeveri 30.11.2010 21:54

5 Ekim 2010 Salı

Selam Olsun!

öylece içimden geldiği gibi anın içinde derine gitmeden ya da ileriye bir çapa atmadan yaşadığım ne varsa ama sadece şu anda...

Sorgular, düşünceler, davranış kalıpları, inançlar olmadan ve pek tabii ki bunları belleyen korkular olmadan olduğum yerde açıyorum işte, mis gibi bir koku üzerimde aslıma veriyorum ellerimi.

Hep koşullanmışız, hep şartlanmışız biz, bize neler etmişiz? Özellikle korunuyoruz sandığımız taraflar tarafından aldanmışız. Hep tecavüz etmişler ama ettirmişiz, hiç hayır diyememişiz çünkü korkmuşuz "BEN" demekten... Sindirilmişiz, yoksun bırakılmışız cebimize koyulan yalanlar ve geleceğin parlak ışıkları arasında. Şimdi, öyle bir gökyüzünde yaşıyor ki insan neden diye sormayı bile aklına getiremiyorsun. Korktuklarımız değil mi şekillenişlerimiz? Yalnızlıktan korkmak değil mi istemediğimiz kılıfların içinde yapmacık maskelerle dolaştırılmaya zorlanan. İstemediğimiz eşyalar belki kılık kıyafetler, evlilikler, evler, hiç sevmeden yenen yemekler, kim ne der diye ya da desinler diye yapılanlar. Durmuyoruz, "yeter ulan bir mola" diye bağırmıyoruz hiçbirimiz? Başkaları ile ilgilendiğimiz(!) kadar içimize inip bakmıyoruz, kaç kere sorduk kendi kendimize "sen iyi misin, senin için ne yapabilirim" diye? Çok mu önemsiziz çok mu unuttuk doğduğumuzda içimize konan ışığı, ne kadar zamandır duymuyoruz özdeki sesimizi ve neden hep dışardayız?


Çünkü dışarısı kolay olan, çünkü dışarısı yalan olan, çünkü dışarısı en rahat saklanabildiğin yetmez kendini yüzde yüz olarak kandırabildiğin tek alan...Varsayımlar üzerinden oyun oynamak, işi şansa bırakıp sonrasında dövünmek ya da sahte mutluluk anının kralı ya da kraliçesi olmak kolay.

Sıkıyorsa zor olanda, zor alanda buluşalım, sıkıyorsa alışkanlıklarımızın yönünü içimizden gelen seslere çevirelim, bakalım o zaman neler çıkacak karşımıza? Kapıyı açıp "gir içeri" diyebilecek miyiz yoksa "aaa sen de kimsin hiç hatırlamıyorum seni" deyip bir çocuğun ilk kez sevdiği birini kaybettiği ilk an şokuna dokundurmadan kedi pisliğini örter tutumunda mı kalacağız?

Bunları düşünmek lazım, bunları sorgulamak lazım... Derinlerdeki sıfatsızlığımıza selam edip kendimizi etiketsiz sevmek lazım ki dünya nefesimiz olsun ve biz yeryüzüne hiç inmeyelim.


İçimdekilere selam olsun!

aslita 05.10.2010




29 Haziran 2010 Salı

"koparılan çiçekler"in büyük şan anlaşmaları




düşündüğüm şudur; kimsenin ama hiç kimsenin hatta kendinin bile asla büyük büyük (!) sözlerine inanmayacaksın. Hele ki hayatını, zevklerini, yönünü, isteklerini bu sözlere göre kurgulamayacaksın!


Söz konusu kurgu bana ait değil sadece gördüğüm, ara sıra bu ince çizginin bahçelerinde gezindiğim sınırlardır. Biliyorum ki kimse kimseyi en az biri ve en fazla biri kadar sevemez!!!


Gün olunca, geriye dönüp baktığında sadece içinde renklendiğin çiçekleri sev, sadece kendi içindeki çiçekleri... Yaratılan çiçekleri seversen eğer, son zamanlarda çok sevdiğim şarkı "Koparılan Çiçekler" gibi bahçenin şanı kalmayacağı için bahçenin var olduğuna bile şüphe ile bakar hale gelirsin.

Hayatta herkesi dürüst olamaya çağıyorum ama en çok kendimize dürüst olalım ki; bahçemizden kimse çiçeklerimizi koparmasın!
Hangi renkte, hangi kokuda, hangi aşkta çiçek doğurmak istiyorsak rahmimize
yani toprağa onu ekelim.



Gördüğümdür ASTRATE
aslita
6/29/2010

11 Mayıs 2010 Salı

o çocuk...

Devrilen devinimler içinde bir çocuk doğurdum, gözleri mavi.
Yaktı geçti, yıktı geçti...
Kırmızısı olayım isterdim...onu alıp gitmek isterdim...
Doğurmadığım çocuk gibi baktı bana, yanağımda ilk parmak izleri.
Gözleri ile sevdi beni, sanki daha önce hiç sevilmemişim gibi.

aeveri 11.05.2010 

8 Mayıs 2010 'da Kapalıçarşı' da gördüğümdür.

20 Nisan 2010 Salı

geçenler alim olsa aklımı başımdan alırdı.

kırmızı şarap nehrinde ve
dostlar sofrasında hatırlanan,
 AŞK...

Bitmek bilmeyen sorgular ve sararan sonbahar yaprakları.
İçimden geçen sessizliğin adı sanı yok.

Bakmadan ama temkinli
Yaşamış insanlar
ve ölmüş uygarlıklar!
Aklımı bırakmıyorum artık duygularımdan.
Özlemi es geçiyorum kanayan dizlerimin
üzerine bastırdığım tuzdan.

lakin aklımdan geçenler alim olsa
beni senden alırdı...

geçirmiyorum bu sebeple,
kalasın diye.

aeveri 23.11.2009

26 Kasım 2009 Perşembe

adını koyamıyorum "içimden geçenler" diyelim...



her şeyin terk edilmişlikten kaynaklandığını görebiliyorum artık. Yaşadıklarının hiçbir önemi yok aslında. Önemli olan neleri biriktirdiğin! Mesela kulağımda öyle tınılar var ki terk ettiklerime götürüyor beni nota nota. Aşk için dua izlerinde olamayacak kadar geçkin yürek. Ama ahlak, ahlaksızlıkla ikiye bölündüğünde kimden yana olduğumu bilmiyorum. Birinden yana mı olmak lazım onu da bilmiyorum.

Sen böyle kendince git, ben nasıl olsa peşinden gelmem. Ama, "ah bir gün gelirsem" korkuları aklımı yerinden oynatmıyor değil hani. Oysa ne korkusu bu ortada bu kadar kaybetmişlik ve ısrarla yeniden bulmuşluk varken.

Gecedeyiz, geceleri severim... 
Sihirli bir halı istiyorum gecede... Gitmek istediğim o kadar yer, o kadar insan, o kadar koyun var ki... alayınızı seviyorum ,

aeveri 26.11.2009

21 Kasım 2009 Cumartesi

yeni...

yeni bir haftasonu... bilinmeyenlerin denklemleri yeniden bilinenlerle çözülecek...en azından sen çözdüğünü, ben yaşadığımı düşüneceğim. Aklıma düşeceksin bir sevişme aralığında, yine seni görecek gözlerim... aklımda, tenimde kalan kokun, içimde senden aşina yalanlar... akıllı mısın? hayır... ben senden akıllı mıyım? hayır ... Dünya akıllı mı? hayır... lakin göz görebildiği,
yürek hissebildiği,
akıl işleyebildiği kadar zekidir.

Tüm yenileri hayatıma kattığı yaşamın renklerinde
 ... sevgiyle
gözlerime düş,
bir sevişme aralığında!

adın, 
mıh gibi aydınlanıyor nasıl olsa, 
telaffuza gerek yok gecenin karanlığında.

Hala seviyorum seni... 

yakınımda ama bir o kadar uzağımda  
aklın kadar kal!
bak işte bu çok YENİ...

Hala sevmiyorum seni...

uzağımda ama bir o kadar yakınımda
gönlün kadar kal.
bak işte bu çok ESKİ...

aeveri 20.11.2009